John Steinbeck’in en önemli eserlerinden biri olan Cennetin Doğusu (East of Eden), ilk bakışta iki ailenin California’daki yaşamını anlatan geniş soluklu bir aile romanı gibi görünse de, romanın asıl omurgasını çok daha eski bir hikâye oluşturuyor: Habil ile Kabil’in hikâyesi.
Steinbeck, Yaratılış Kitabı’nda geçen bu kardeşlik çatışmasını alıp kendi dünyasına taşıyor. İyilik ve kötülük, kıskançlık, suçluluk, özgür irade ve insanın kendi seçimleriyle kaderini değiştirebilmesi gibi meseleleri, kuşaklar boyunca devam eden bir hikâyenin içine yerleştiriyor.
Romanın adı da doğrudan bu anlatıya gönderme yapıyor. Yaratılış Kitabı’nda Kabil, kardeşi Habil’i öldürdükten sonra Tanrı’nın huzurundan ayrılarak “Eden’ın doğusundaki Nod ülkesine” yerleşir. Steinbeck’in Cennetin Doğusu adıyla yaptığı gönderme, romanın daha ilk sayfasından itibaren okura nasıl bir hikâyenin içine gireceğini hissettiriyor.
Cennetin Doğusu kitap Özeti
Cennetin Doğusu kitap Özeti için romanın merkezindeki iki aileye bakmak gerekiyor: Hamilton ailesi ve Trask ailesi.
Hikâye California’daki Salinas Vadisi’nin ayrıntılı tasviriyle başlıyor. Steinbeck yalnızca olayların yaşandığı bir coğrafyayı anlatmıyor; toprağı, iklimi, bitki örtüsünü ve vadinin değişen yüzünü adeta romanın karakterlerinden biri haline getiriyor.
İrlanda’dan Amerika’ya gelen geniş Hamilton ailesi ile Trask ailesinin hikâyeleri zaman içerisinde birbirine bağlanıyor. Ailelerin farklı karakterleri, seçimleri ve birbirleriyle kurdukları ilişkiler üzerinden roman giderek büyüyor. Hikâyenin arka planında Amerikan İç Savaşı’ndan Birinci Dünya Savaşı’na uzanan tarihsel dönemler de yer alıyor.
Trask ailesinin hikâyesinde ise Habil ve Kabil göndermeleri çok daha belirgin hale geliyor.
Cyrus Trask askerlik mesleğine büyük bir hayranlık duyuyor. Gençliğinde yaşadığı savaş deneyimi ve bacağından aldığı ağır yara, onun bütün hayatını şekillendiriyor. Ordudan ayrılmak zorunda kalsa da askerlikten vazgeçmiyor; kendisini bir asker olarak görmeye ve çevresindekilere de böyle kabul ettirmeye devam ediyor.
İki oğlu Adam ve Charles Trask, babalarının sevgisini ve onayını kazanmak için sürekli birbirleriyle mücadele ediyor. Böylece İncil’deki Habil-Kabil çatışmasının ilk önemli yansıması ortaya çıkıyor.
Yıllar sonra benzer bir çatışma Adam’ın oğulları Aaron ve Caleb (Cal) üzerinden yeniden kuruluyor. Steinbeck aynı hikâyeyi birebir tekrar etmek yerine, farklı karakterler ve farklı koşullar içerisinde aynı temel soruları yeniden soruyor:
İnsan doğuştan kötü müdür?
Bir insan ailesinden aldığı mirasın mahkûmu mudur?
Yoksa kendi seçimlerini yaparak kaderini değiştirebilir mi?
Romanın en önemli meselelerinden biri tam da burada ortaya çıkıyor: İnsan kendi kötülüğünü seçebilir ama iyiliği de seçebilir.
Cennetin Doğusu ve Habil-Kabil hikâyesi
Steinbeck’in romanını anlamanın en önemli anahtarlarından biri Yaratılış Kitabı’ndaki Habil ve Kabil anlatısı.
Kabil, kardeşi Habil’i öldürdükten sonra Tanrı tarafından cezalandırılır ve Eden’ın doğusundaki Nod ülkesine gönderilir. Steinbeck romanın adını buradan alırken yalnızca İncil’deki bir mekâna gönderme yapmıyor. “Cennetin doğusu” aynı zamanda insanın masumiyetten uzaklaşmasını, kötülükle karşılaşmasını ve kendi seçimleriyle yüzleşmesini çağrıştırıyor.
Roman boyunca Habil ve Kabil’in izlerini farklı karakterlerde görmek mümkün. Cyrus’un oğulları Adam ve Charles, daha sonra Adam’ın oğulları Aaron ve Cal bu paralelliğin en belirgin örnekleri.
Ancak Steinbeck’in yaptığı şey yalnızca eski hikâyeyi modernleştirmek değil. Asıl ilgilendiği soru, Kabil’in kaderinin önceden belirlenip belirlenmediği.
İşte bu nedenle romandaki “timshel” kavramı büyük önem taşıyor. Lee, Samuel Hamilton ve Adam’ın çevresinde gelişen bu tartışmalar, insanın günah karşısında çaresiz olmadığını; seçim yapma gücüne sahip olduğunu vurguluyor.
Bence romanın en güçlü tarafı da burada. Steinbeck, insanları basitçe “iyi” ve “kötü” diye ikiye ayırmıyor. Bir karakterin içindeki karanlığı gösterirken aynı karakterin değişebilme ihtimalini de elinden almıyor.
Samuel Hamilton ve Lee
Romanın benim için en sevdiğim taraflarından biri, Samuel Hamilton ile Çinli yardımcı Lee arasındaki sohbetlerdi.
Samuel Hamilton, güçlü karakteri, sağduyusu ve hayata bakışıyla romanın en sevilen kişilerinden biri. Lee ise olaylara biraz daha dışarıdan bakabilen, okuyan, araştıran ve özellikle İncil metinlerini farklı açılardan değerlendiren son derece zeki bir karakter.
Bu iki karakterin sohbetleri, romanın yalnızca olay örgüsünden ibaret olmadığını gösteriyor. Steinbeck bu bölümlerde insan doğası, ahlak, özgür irade ve günah gibi konuları uzun uzun tartışıyor.
Özellikle Lee’nin Kabil ve Habil hikâyesinin farklı çevirileri üzerine yaptığı yorumlar, romanın ana fikrinin anlaşılması açısından oldukça önemli.
Bu yüzden Cennetin doğusu analiz edilirken Samuel ve Lee’yi yalnızca yan karakterler olarak değerlendirmemek gerekiyor. İkisi, romanın düşünsel tarafını taşıyan karakterler.
Cennetin Doğusu’nda aile ve miras meselesi
Romanın dikkat çekici noktalarından biri de ailelerin geçmişlerinden kaçamaması.
Cyrus’un oğulları Adam ve Charles, babalarının davranışlarının ve sevgisinin gölgesinde büyüyor. Adam’ın çocukları Aaron ve Cal ise benzer biçimde birbirleriyle kıyaslanıyor.
Özellikle Cal’ın yaşadığı kabul edilme mücadelesi romanın en etkileyici bölümlerinden birini oluşturuyor. Kardeşi Aaron daha “iyi” ve masum çocuk olarak görülürken Cal sürekli olarak kendi içindeki karanlıkla mücadele ediyor.
Fakat Steinbeck burada önemli bir ayrım yapıyor: İnsanın içinde kötülüğün bulunması, onun mutlaka kötü bir insan olacağı anlamına gelmiyor.
Bu düşünce roman boyunca tekrar tekrar karşımıza çıkıyor.
İnanç, aidiyet, kıskançlık, aşk, minnet, suçluluk, hırs, ahlak ve kabul edilme isteği karakterlerin davranışlarını belirleyen temel duygular arasında. Her karakter bir noktada bu duyguların etkisiyle hareket ediyor ve yaptığı seçimlerin sonuçlarıyla karşılaşıyor.
Steinbeck’in ailesinden izler
Cennetin Doğusunun ilgi çekici taraflarından biri de Steinbeck’in kendi ailesinden ve çocukluğundan izler taşıması.
Romandaki Hamilton ailesinin Steinbeck’in gerçek ailesiyle bağlantısı bulunuyor. Yazarın annesi Olive Hamilton’un ailesinden esinlendiği biliniyor. Samuel Hamilton karakterinin ise Steinbeck’in dedesinden izler taşıdığı kabul ediliyor.
Bu nedenle Samuel Hamilton’ı okurken Steinbeck’in ailesine duyduğu bağlılığı ve hayranlığı hissetmek mümkün.
Samuel’in roman boyunca sergilediği yaşam sevgisi, üretkenliği ve insanlara yaklaşımı, onu diğer karakterlerden ayırıyor. Romanın en sıcak ve insani karakterlerinden biri olması da muhtemelen bu kişisel bağın etkisini hissettiriyor.
Cennetin Doğusu kaç sayfa?
Cennetin Doğusu kaç sayfa sorusunun tek bir cevabı yok. Sayfa sayısı kullanılan baskıya, yayınevine, çeviriye ve kitabın dizgisine göre değişiyor.
Türkçe baskılarda genellikle 700 sayfanın üzerinde hacimli bir romanla karşılaşılıyor. Bu nedenle kısa bir roman arayanlar için biraz göz korkutucu olabilir. Fakat kitabın geniş aile hikâyesi, kuşaklar arasındaki bağlantıları ve karakterlerin uzun yıllara yayılan gelişimi düşünüldüğünde bu hacim oldukça anlaşılır.
Üstelik Steinbeck’in Salinas Vadisi tasvirleri ve karakterlerin iç dünyasına yaptığı uzun yolculuklar, kitabın neden bu kadar geniş olduğunu da açıklıyor.
Cennetin Doğusu alıntıları neden bu kadar etkileyici?
Romanın en çok akılda kalan taraflarından biri de yalnızca olayları değil, insanın kendisiyle ilgili soruları gündeme getirmesi.
Özellikle seçim yapma, kötülüğe karşı direnme ve insanın kendi yolunu belirleme fikri romanın unutulmaz bölümlerinin temelinde yer alıyor.
Bir Cennetin Doğusu alıntısı seçmek gerekirse, romanın ana fikrini taşıyan “timshel” kavramına bakmak yeterli. Bu kavramın etrafında gelişen tartışma, insanın günaha teslim olmak zorunda olmadığını ve seçim yapma özgürlüğüne sahip olduğunu anlatıyor.
Dolayısıyla Steinbeck’in asıl mesajı bana göre “İnsan iyidir” ya da “İnsan kötüdür” demekten çok daha farklı: İnsan, ne olacağı konusunda seçim yapma gücüne sahiptir.
Bu da Cal’ın hikâyesini romanın en önemli parçalarından biri haline getiriyor.
Cennetin Doğusu film uyarlaması
Romanın 1952’de yayımlanmasından birkaç yıl sonra, 1955 yılında Cennetin Doğusu film uyarlaması yapıldı. Filmin başrolünde genç yaşta hayatını kaybeden James Dean yer alıyor ve Dean, Cal Trask karakterini canlandırıyor.
East of Eden
James Dean’in Cal yorumunun, kitabı okurken zihnimizde canlandırdığımız karakterle birebir örtüşmesi gerekmiyor. Zaten film ile roman arasında önemli farklılıklar bulunuyor.
Film, özellikle romanın ikinci yarısına yoğunlaşıyor ve hikâyeyi büyük ölçüde Cal ile babası Adam arasındaki ilişki üzerinden ele alıyor. Kitabın çok daha geniş olan aile hikâyesi ve düşünsel katmanı sinemaya aynı ölçüde aktarılmamış.
Daha da önemlisi, romanda oldukça önemli yere sahip olan Samuel Hamilton ve Lee karakterleri filmde bulunmuyor. Bu nedenle kitabı okuyup ardından filmi izleyenlerin iki eser arasında ciddi farklılıklar görmesi kaçınılmaz.
Bununla birlikte film, romanın birebir uyarlaması olarak değil, kendi başına değerlendirildiğinde 1950’lerin sinema anlayışını ve James Dean’in oyunculuğunu görmek açısından ilgi çekici.
James Dean’in ölümünden önce rol aldığı filmlerden biri olması da yapımı ayrıca önemli hale getiriyor.
Cennetin Doğusu neden okunmalı?
Cennetin Doğusu, yalnızca iki kardeşin birbirleriyle mücadelesini anlatan bir aile romanı değil. Steinbeck, Habil ve Kabil hikâyesini başlangıç noktası olarak alıp insanın doğası üzerine çok daha geniş bir hikâye kuruyor.
Aileden gelen miras, babanın sevgisini kazanma isteği, kardeş kıskançlığı, suçluluk ve kabul edilme arzusu romanın karakterlerini sürekli sınarken, Steinbeck bir yandan da insanın özgür iradesini sorguluyor.
Romanın belki de en güzel tarafı, karakterlerin hiçbirini tek bir sıfatın içine hapsetmemesi. İyi görünen bir karakterin zayıflıkları, kötü görünen bir karakterin ise iyiliğe yönelme ihtimali var.
Bu açıdan Cennetin Doğusu, insanın kendi karanlığıyla yaptığı mücadeleyi anlatan oldukça güçlü bir roman.
Ve bence Samuel Hamilton ile Lee’nin sohbetleri, Cal’ın yaşadığı iç çatışma ve Salinas Vadisi’nin roman boyunca adeta yaşayan bir varlık gibi anlatılması, kitabı klasik bir aile hikâyesinin çok ötesine taşıyor.
Steinbeck’in Cennetin Doğusu ile sorduğu temel soru hâlâ güncel: İnsan geçmişinin ve doğasının mahkûmu mudur, yoksa kendi seçimleriyle başka bir hayat kurabilir mi?
Romanı unutulmaz yapan da tam olarak bu sorunun kesin bir cevabının olmaması.
OkurLab'ı Google'da Takip Edin
Kültür sanat akışınızı siz yönetin.