Bağlantı panoya kopyalandı!
Kapak
Dosya

Kıskanmak Neden Önemliydi? Kıskanmak Kitap Konusu muydu?

Nahid Sırrı Örik’in Kıskanmak romanı, ilk kez 1937 yılında Tan gazetesinde tefrika edildi, 1946’da ise Hilmi Kitabevi tarafından kitap olarak yayımlandı. B...

O

OkurLab Editör

GÜNCEL
15.09.202611 Dk Okuma

Nahid Sırrı Örik’in Kıskanmak romanı, ilk kez 1937 yılında Tan gazetesinde tefrika edildi, 1946’da ise Hilmi Kitabevi tarafından kitap olarak yayımlandı. Bugün okura ulaşan baskısında Enis Batur’un “Tutkunun Negatif Çehresi Üzerine Kanlı Bir Divertimento” başlıklı önsözü bulunuyor.

Örik’in ilk romanı olan Kıskanmak, yazarın karakter yaratmadaki gücünü en açık biçimde gösteren eserlerinden biri. Romanın merkezinde olaylardan çok, karakterlerin ruh dünyaları ve bu dünyaların birbirleriyle çatışması var. Bu nedenle hikâyeyi sürükleyen asıl güç de yaşananlardan ziyade Seniha’nın yıllar boyunca içinde büyüttüğü haset.

Romanın merkezindeki Seniha, ağabeyi Halit’e duyduğu kıskançlığı zamanla öfkeye, öfkeyi nefrete, nefreti ise intikam arzusuna dönüştüren bir kadın. Fethi Naci’nin ifadesiyle, Kıskanmak ilk bakışta 19. yüzyıl Fransız romanlarını hatırlatsa da klasik karı-koca-âşık üçgeninden ayrılır. Çünkü bu üçgene kaderi belirleyen dördüncü bir kişi eklenir: Seniha. Naci’nin de vurguladığı gibi, romanın gerçek kahramanı aslında olayları yönlendiren bu kadındır.

Seniha’nın hikâyesi: Çirkinliğe mahkûm edilen bir çocuk

Seniha, ailesi tarafından eğitim hakkından mahrum bırakılmış, hiç evlenmemiş ve daha çocukluğundan itibaren “çirkin” olduğu fikrine inandırılmış bir kadındır. Kırklı yaşlarına geldiğinde hayatında geriye dönüp baktığında karşısına çıkan en büyük gerçek, kendisini hiçbir zaman ailesinin sevgisinin merkezinde görememiş olmasıdır.

Bunun karşısında Halit vardır.

Yurt dışında eğitim görmüş, yakışıklı, başarılı ve toplum tarafından beğenilen Halit, ailenin bütün ilgisini üzerinde toplamıştır. Anne ve babalarının ölümünden sonra da bu durum Seniha’nın hayatını belirlemeye devam eder. Seniha, ağabeyine bağımlı bir yaşam sürerken Halit Ankara’daki eğlenceli hayatının ardından Mükerrem’le evlenir.

Genç ve güzel Mükerrem, Seniha’ya başlangıçta gerçekten bir kız kardeş gibi yaklaşır. Fakat Seniha için bu ilişkinin anlamı başkadır. Mükerrem’e gösterdiği yakınlığın arkasında çok daha hesaplı bir düşünce vardır: Halit’ten intikam almak.

Halit ve Mükerrem’in evliliği de zamanla ilk günlerdeki heyecanını kaybeder. Mükerrem, kendisinden yaşça büyük Halit’ten beklediği ilgiyi bulamazken Halit de evliliği bir süre sonra taşımak zorunda olduğu bir yük gibi görmeye başlar. Seniha içinse bütün bu gelişmeler, yıllardır beklediği fırsatın habercisidir.

Mükerrem’in Nüzhet adlı genç bir adamla ilişki yaşamaya başlaması, Seniha’nın planını harekete geçirmesine imkân verir.

Ancak Seniha gerçeği hemen açıklamaz. Çünkü onun istediği yalnızca Halit’in karısının kendisini aldattığını öğrenmesi değildir. Halit’in acı çekmesini, yıkılmasını ve bu yıkımın mümkün olduğunca uzun sürmesini ister.

Nüzhet’in annesinden gelen uyarı, Seniha’nın kararını değiştirir. Artık sırrı saklamak yerine ağabeyine anlatacaktır. Üstelik Halit’in bu gerçeği başkasından öğrenmesine tahammül edemez. İntikamın sahibi kendisi olmalıdır.

Halit, Seniha’nın anlattıkları üzerine Nüzhet’le yüzleşmeye gider. Fakat Mükerrem olay yerine Halit’ten kısa süre önce ayrılmıştır. Nüzhet ise oradadır ve yaşanan tartışmanın ardından Mükerrem’le ilişkisini itiraf eder.

Halit, Nüzhet’i öldürür.

Fakat bu cinayetin asıl nedeni yalnızca karısının ihaneti değildir. Nüzhet’in Mükerrem’den sıkıldığını söylemesi, Halit’in asıl yarasını açar. Gururu incinmiştir. Böylece Seniha’nın istediği gerçekleşir: Halit artık yalnızca aldatılmış bir koca değil, bir katildir.

Mahkemede ise Seniha gerçeği kendi lehine kullanmaya devam eder. Mükerrem’in ağabeyini aldattığından haberi olmadığını, Halit’in bir yanlış anlaşılma sonucu Nüzhet’i öldürmüş olabileceğini söyler. Halit yedi yıl hapis cezasına çarptırılır.

Seniha için ilk intikam tamamlanmıştır.

Hasedin tohumları nerede atıldı?

Romanın asıl sorusu belki de şudur: Seniha neden böyle bir kadına dönüşmüştür?

Çünkü Seniha’nın kıskandığı şey yalnızca Halit’in sahip oldukları değildir. Onun asıl haset ettiği, Halit’in çocukluğundan itibaren sahip olduğu sevgi ve güzelliktir.

Seniha’nın okul masrafları Halit’in eğitiminden daha önemsizdir. Onun evlenmesi, Halit’in ihtiyaçları varken ertelenebilir. Ailenin ilgisi sürekli Halit’e yönelirken Seniha giderek görünmez hale gelir.

Dahası, ona yalnızca “çirkin” olduğu söylenmez; çirkinlik, zamanla onun kimliğinin bir parçasına dönüştürülür.

Romanın sonlarına doğru annesini hatırladığı bölüm, Seniha’nın bu kırgınlığını bütün çıplaklığıyla ortaya koyar:

“Ah anneciğim, anneciğim, evladının ne talihsiz başı varmış!”

Seniha, annesinden beklediği sevgiyi hiçbir zaman bulamamıştır. Ölüm döşeğinde bile annesinin gözleri Halit’tedir. Seniha için geriye ise çok ağır bir gerçek kalır: Sığınabileceği bir anne de, kardeşlik kurabileceği bir ağabey de yoktur.

Melanie Klein’ın haset üzerine düşünceleri bu noktada romanı anlamak için önemli bir anahtar sunar. Klein’a göre haset, başkasının sahip olduğu ve bize haz vermesi gereken bir şeyden mahrum kaldığımız düşüncesiyle ortaya çıkan öfkeli bir duygudur. Bu duygu, istenen şeyi sahibinden alma ya da onu bozma arzusuna dönüşebilir.

Seniha’nın Halit’le ilişkisi tam olarak bu zeminde ilerler.

Halit’in güzelliği, sevgisi, eğitimi, işi ve toplumdaki itibarı Seniha’ya kendi mahrumiyetini hatırlatır. Dolayısıyla Seniha’nın Halit’e yönelttiği öfke yalnızca kardeşine duyulan bir kıskançlık değildir. Çocukluğundan beri kendisine verilmeyenlerin hesabını ağabeyinden sormaya çalışır.

Seniha’nın öfkesi neden bu kadar sessiz?

Seniha’nın en ürkütücü taraflarından biri, öfkesinin gürültülü olmamasıdır.

Bağırmaz, çağırmaz, öfke nöbetleri geçirmez. Bunun yerine düşünür, bekler ve doğru zamanı kollayarak hareket eder. Onun intikamı anlık değil, uzun vadeli bir projedir.

Halit’in ölmesini bile istemez. Çünkü ölüm, acının sona ermesi anlamına gelir. Seniha’nın istediği ise Halit’in yaşaması ve yaşadığı sürece yaptıklarının sonuçlarıyla yüzleşmesidir.

Örik bunu son derece çarpıcı biçimde ifade eder:

“Ölmek, öldürmek… Ölmenin ıstırabı varsa bile bu ıstırap ancak bir lahza sürer…”

Seniha için asıl ceza yaşamaktır. Halit’in katil olarak damgalanması, hapse girmesi, itibarını kaybetmesi ve yıllarca bununla yaşaması onun için ölümden daha değerlidir.

Ne var ki yedi yıl sonra Halit hapisten çıktığında Seniha’nın öfkesi sona ermez.

Seniha bu süre boyunca öğretmenlik yapar ve para biriktirir. Amacı, anne ve babalarından kalan evdeki Halit hissesini değerinin çok altında bir fiyata satın almaktır. Halit hapisten çıkınca parasız ve çaresiz kalacağını düşünür.

Fakat plan yine bozulur.

Halit’in eski arkadaşları sayesinde bir iş bulduğunu ve yeniden para kazanmaya başladığını öğrenir. Katil damgası bile Halit’in hayatını tamamen yıkmaya yetmemiştir.

Seniha için bu yeni bir yenilgidir.

“Ey sevgi, söyle bana nerdesin?”

Kıskanmak’ın belki de en acı tarafı, Seniha’nın aslında bütün hayatı boyunca sevgi aramış olmasıdır.

Kıskançlığın altında sevgi eksikliği vardır. Güzel olmak ister, sevilmek ister, ailesinin gözünde değerli olmak ister. Fakat bunların hiçbirine ulaşamaz. Üstelik kendisini seven ya da beğenen insanlar ortaya çıktığında bile buna inanamaz.

Örik, Seniha’nın gerçekten çirkin olup olmadığını da zaman zaman tartışmalı hale getirir. Ona talip olan erkekler vardır. Hatta Nüzhet bile bir noktada Seniha’ya ilgi gösterir. Ancak Seniha, kendisini beğenenlerin zevksiz olduğunu ya da onunla alay ettiklerini düşünür.

Çünkü yıllarca kendisine anlatılan hikâyeyi artık kendisi de benimsemiştir.

Seniha yalnızca ailesinin gözünde çirkin değildir; kendisini de çirkin olduğuna inandırmıştır.

Bu nedenle mesele yalnızca dış görünüş değildir. Çirkinlik, onun zihninde değersizliğin başka bir adıdır.

Halit de bu hikâyenin bir parçası

Seniha’yı yalnızca bir “kötü kadın” olarak okumak romanın en önemli taraflarından birini gözden kaçırmak olur.

Çünkü Halit de bu aile hikâyesinin başka bir ürünüdür.

Seniha sevgisizlik ve baskıyla büyürken Halit aşırı ilgi ve hoşgörüyle yetiştirilmiştir. Biri sürekli mahrum bırakılmış, diğeri ise sürekli desteklenmiştir. Aralarındaki uçurum büyüdükçe kardeşlik bağının kurulması da mümkün olmamıştır.

Halit’in yaşadığı büyük felaket sırasında bile Seniha’dan gerçek bir kardeşlik beklememesi dikkat çekicidir. Seniha ise bir yandan yıllardır nefret ettiği ağabeyinin acısını izlerken, diğer yandan ondan küçük de olsa bir yakınlık bekler.

Örik, bu çelişkiyi özellikle güçlü biçimde kurar:

“Duyduğu büyük acı, damarlarında aynı kan dolaşan kızkardeşine kendisini biraz olsun, bir dakika olsun yaklaştırmıyordu.”

Seniha’nın beklediği şey belki de çok basittir: Halit’in ona gerçekten kardeşi gibi davranması.

Fakat bu hiçbir zaman gerçekleşmez.

Böylece iki kardeşin arasında kan bağından başka ortak bir bağ kalmaz.

Kıskançlık bitmiyor, yalnızca biçim değiştiriyor

Romanın sonunda Seniha’nın intikamı tamamlanmış görünse de aslında hiçbir şey bitmemiştir. Çünkü intikamın nesnesi Halit olsa da hasedin kaynağı Seniha’nın kendi içindedir.

Halit’in sahip olduklarını yok etmek, Seniha’ya sahip olamadığı sevgiyi geri vermez. Onu cezalandırmak, çocukluğunu değiştirmez. Ailesinin sevgisini geri getirmez.

Bu yüzden romanın sonunda Seniha hâlâ kıskanır.

Örik, Seniha’nın ancak Halit öldüğünde biraz olsun huzur bulabileceğini düşündüğü noktada romanı kapatır:

“Ancak ağabeyi kendinden evvel ölürse [...] belki de biraz sükûn bulacak…”

Bu final, Seniha’nın trajedisini tamamlar. Çünkü onun bütün hayatını belirleyen duygu, artık intikamdan bile daha güçlü bir hale gelmiştir.

Kıskanmak, bu yönüyle yalnızca bir kardeşin diğerinden öç alma hikâyesi değildir. Sevginin eşitsiz dağıtıldığı bir ailede, bir çocuğun kendisini değersiz hissetmesinin yıllar sonra nasıl bir yıkıma dönüşebileceğini anlatır.

Seniha’nın trajedisi, sevgiye ulaşamamasından çok, sevgisizliği zamanla kendi kimliğinin merkezine yerleştirmesidir. Halit’ten nefret ederken aslında çocukluğundan, ailesinden ve kendisine biçilen hayattan nefret eder. Ne var ki bütün bu öfkeyi değiştirebileceği tek bir yer vardır: kendi iç dünyası.

Seniha bunu yapamaz.

Ve belki de Kıskanmak’ın asıl karanlığı tam burada başlar: İnsan bazen kendisinden alınan şeylerin yasını tutmak yerine, o şeylere sahip olduğunu düşündüğü kişiyi cezalandırmayı seçer.

OkurLab'ı Google'da Takip Edin

Kültür sanat akışınızı siz yönetin.

Kaynak Ekle