Bazen bir kitabı satın almak için uzun uzun araştırma yapmanız gerekmez. Bir başka kitap için girdiğiniz satış sitesinde karşınıza çıkan tek bir öneri, sizi hiç beklemediğiniz bir hikâyenin içine çekebilir. Benim için de Muhabbet tam olarak böyle bir kitap oldu. “Bunları da sevebilirsiniz” bölümünde karşıma çıkan romanı, uzun süre New York Times çok satanlar listesinde zirvede kalması ve okur ödüllerinde finale yükselmesi nedeniyle fazla düşünmeden aldım.
Okumaya başladığımda ise beni alışılmış romanlardan oldukça farklı bir anlatım biçimi beklediğini fark ettim. Virginia Evans’ın kaleme aldığı kitap, yaşlı bir kadının yazdığı mektuplar üzerinden ilerliyor. Başlangıçta bu yöntem biraz yabancılaştırıcı olsa da sayfalar ilerledikçe mektupların yalnızca bir iletişim aracı olmadığını, Sybil’in hayatını, kırgınlıklarını, korkularını ve sırlarını açığa çıkaran güçlü bir anlatım biçimine dönüştüğünü gördüm.
Barış Bıçakçı’nın Sinek Isırıkları romanındaki “En yüksek mertebe okur olmaktır” cümlesini hatırladım. Gerçekten de iyi bir okurun en güzel taraflarından biri, hiç beklemediği bir kitabın içinde kendisine dokunan bir hikâye bulabilmesi.
Muhabbet Kitabı Konusu Nedir?
Muhabbet kitabı konusu, 74 yaşındaki Sybil’in hayatını ve yıllar boyunca farklı insanlarla kurduğu mektuplaşmalar üzerinden yeniden değerlendirmesi etrafında şekilleniyor.
Sybil, eşinden ayrılmış, çocukları kendi hayatlarını kurmuş, meslek yaşamını geride bırakmış bir kadın. Bir dönem başarılı bir avukat olmasına rağmen hayatının ilerleyen dönemlerinde zabıt katipliği yapmayı tercih etmiş ve sonunda bu işten de emekli olmuş. Üstelik giderek ilerleyen bir göz hastalığı nedeniyle görme yetisini kaybetmeye doğru ilerliyor.
Bütün bunların ortasında Sybil’in hayatındaki en önemli uğraş mektuplar. Neredeyse herkesle mektuplar aracılığıyla iletişim kuruyor. Yazarlarla, gazetecilerle, arkadaşlarıyla, komşularıyla hatta müşteri hizmetlerinde karşılaştığı insanlarla bile yazışıyor. Kimi zaman öfkeli, kimi zaman kırıcı, kimi zaman şaşırtıcı derecede şefkatli mektuplar kaleme alıyor.
Bu nedenle Muhabbet kitabı detayları, yalnızca olayların ne olduğuyla değil, Sybil’in insanlarla kurduğu ilişkilerin nasıl değiştiğiyle de anlam kazanıyor.
Mektuplarla Anlatılan Bir Roman Nasıl İlerliyor?
Romanın ilk sayfalarında alışılmış bir anlatı düzeni arayan okur biraz şaşırabilir. Karşımızda geleneksel anlamda uzun karakter tanıtımları, olayların kronolojik biçimde açıklanması ya da hemen kurulmuş bir hikâye yok.
Felix kim? Rosalie ile Sybil’in geçmişinde ne yaşandı? Fiona ve James neden önemli? Bazı mektupların altında yatan hikâyeler ne?
İlk başta cevaplanmayan bu sorular, aslında romanın en güçlü taraflarından birini oluşturuyor. Yazar bilgileri okura bir anda vermek yerine küçük parçalar hâlinde sunuyor. Böylece bir süre sonra yalnızca Sybil’in mektuplarını okumuyor, aynı zamanda onun geçmişini çözmeye çalışan bir okura dönüşüyorsunuz.
Bu açıdan romanın anlatım tekniğinde özellikle şu noktalar dikkat çekiyor:
- Mektuplar aracılığıyla karakterlerin geçmişi yavaş yavaş ortaya çıkıyor.
- Cevapsız kalan sorular merak duygusunu sürekli canlı tutuyor.
- Sybil’in kişiliği, doğrudan anlatılmak yerine yazdığı mektuplardan anlaşılıyor.
- Farklı insanlarla kurduğu ilişkiler, karakterin farklı yönlerini görünür hâle getiriyor.
- Geçmiş ile bugün arasında gidip gelen hikâye, romanın sonlarına doğru bütün parçaları bir araya getiriyor.
Bu nedenle Muhabbet kitap incelemeleri arasında özellikle anlatım biçimine odaklanan değerlendirmelerin önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü kitabın asıl gücü yalnızca anlattığı hikâyede değil, o hikâyeyi anlatma şeklinde.
Sybil Neden Bu Kadar Sert Ve Mesafeli?
Sybil’i ilk tanıdığımızda kolay sevilecek bir karakter olmadığını düşünüyoruz. Nehre bakan evinde yaşayan, hayatını sıkı kurallarla düzenleyen, insanlara kolayca güvenmeyen, zaman zaman aksi ve oldukça kuralcı bir kadın.
Fakat sayfalar ilerledikçe bu sertliğin altında başka bir Sybil olduğunu fark ediyoruz.
İnsanlara karşı mesafeli olsa da onları dikkatle gözlemliyor. Haksızlığa tahammül edemiyor. Sevdiği yazarlara hayranlıkla mektuplar yazarken beğenmediği gazetecilere eleştirilerini hiç sakınmadan iletiyor. Bahçe kulübündeki görevini sürdürüyor, üniversitede misafir öğrenci olarak bulunuyor ve iki kadın arkadaşıyla kitaplar üzerine uzun uzun yazışıyor.
Bir de 16 yaşındaki sorunlu bir çocukla kurduğu ilişki var. Bu ilişki, Sybil’in dışarıdan görünen sert karakterinin altında ne kadar güçlü bir empati duygusu bulunduğunu gösteriyor.
Sybil’in Geçmişi Neden Bu Kadar Önemli?
Romanın merak uyandıran taraflarından biri de Sybil’in evlat edinilmiş olması. Yetmişli yaşlarına geldiğinde bir DNA araştırma sitesi aracılığıyla İskoçya’da yaşayan kız kardeşini bulması, onun hayatında yeni bir sayfa açıyor.
Bir insanın hayatının büyük bölümünü tamamladıktan sonra kendi geçmişinin peşine düşmesi oldukça etkileyici. Sybil’in kardeşini bulması, onunla mektuplaşmaya başlaması ve aile geçmişine dair öğrendikleri romanın duygusal tarafını güçlendiriyor.
Fakat hikâye burada bitmiyor. Tam tersine yeni sorular ortaya çıkıyor. Sybil neden öz kızıyla bu kadar mesafeli? Ona tehdit mektupları gönderen kişi kim? İnsanları anlamaya çalışan bu kadın neden bazı konularda kendisini tamamen kapatmış durumda? Ve görme yetisini tamamen kaybettiğinde hayatında en önemli yere sahip mektupları nasıl yazacak?
Bu sorular, kitabı yalnızca bir yaşlılık hikâyesi olmaktan çıkarıyor.
Muhabbet Kitabı Yorumları Neden Olumlu?
Muhabbet kitabı yorum, açısından değerlendirildiğinde benim için romanın en etkileyici yanı, yaşlılığı hayatın sona erdiği bir dönem olarak görmemesi oldu.
Sybil’in yaşı ilerledikçe geçmişiyle hesaplaşması, yeni insanlar tanıması, yeni ilişkiler kurması ve kendisi hakkında daha önce bilmediği gerçekleri keşfetmesi, hayatın her döneminde değişimin mümkün olduğunu hatırlatıyor.
Romanda çok sevdiğim düşüncelerden biri de insan hayatının mevsimlere benzetilmesi. Çocukluk ilkbahar, gençlik ve yetişkinliğin ilk yılları yaz, insanın kendisine çekildiği dönem sonbahar, yaşlılık ise kış olarak ele alınıyor. Bu benzetme, kitabın yaşama ve ölüme bakışını oldukça güzel özetliyor.
Bu Kitap Okura Ne Söylüyor?
Muhabbet, bana öncelikle insanın tek başına yaşayamayacağını düşündürdü. Ne kadar bağımsız görünürsek görünelim, hayatımızı anlamlı kılan şeylerden biri başkalarıyla kurduğumuz bağlar.
Sybil’in mektupları da bunun kanıtı gibi. Bir insanla aynı odada bulunmadan da ona ulaşabiliyor, yıllar önce yaşanan bir olayın etkisini yeniden hissedebiliyor, hiç tanımadığı birine düşüncelerini aktarabiliyor.
330 sayfalık romanı okurken zaman zaman hüzünlendim, zaman zaman gülümsedim. En önemlisi de yaşamın kendisinin ne kadar değerli olduğunu yeniden düşündüm. Her insanın görünmeyen bir hikâyesi, taşıdığı yaraları ve başkalarına anlatamadığı tarafları var.
Muhabbet kitabı yorum arayanlara söyleyebileceğim en kısa şey şu olur: Alışılmış romanlardan farklı bir okuma deneyimine açıksanız, bu kitaba şans verin. Özellikle mektuplarla anlatılan hikâyeleri, karakter odaklı romanları ve geçmişle bugün arasında bağ kuran anlatıları seviyorsanız, Sybil’in dünyasına girmekten büyük ihtimalle keyif alacaksınız.
Muhabbet Kitap İncelemeleri İçinde Nasıl Bir Yerde Duruyor?
Muhabbet kitap incelemeleri arasında benim açımdan kitabı özel kılan nokta, merak duygusuyla duygusal derinliği aynı anda taşıyabilmesi.
Başlangıçta “Bu kadar mektuptan oluşan bir roman nasıl ilerleyecek?” diye düşünürken, kitabın sonlarına doğru Sybil’in hayatındaki bütün parçaların nasıl ustalıkla bir araya getirildiğini görmek oldukça tatmin edici.
Üstelik roman yalnızca bir gizemi çözmeye çalışmıyor. Okuru yaşlanmak, yalnızlık, aile, affetmek, geçmişle yüzleşmek ve insanlarla bağ kurmak üzerine düşünmeye de davet ediyor.
Ben kitabı severek okudum. Bittiğinde aklımda kalan duygu ise hüzünden çok yaşam sevinci oldu. Her günün, yaşın ve ilişkinin kıymetini bilmek gerektiğini hatırlatan; okurunu yavaşça kendi hayatına bakmaya yönelten bir roman.
Kısacası Muhabbet, yalnızca mektuplardan oluşan farklı bir roman değil. Aynı zamanda bir kadının geçmişini yeniden keşfetme, insanlarla kurduğu bağları sorgulama ve hayatının sonbaharında bile yeni başlangıçların mümkün olduğunu görme hikâyesi.
Kitaplığınızda karakterleriyle uzun süre yaşamaya devam edecek, sakin ama merak duygusunu hiç kaybetmeyen bir roman arıyorsanız, Sybil’in mektuplarına kulak vermenizi tavsiye ederim.
Zeynep Akçay
OkurLab'ı Google'da Takip Edin
Kültür sanat akışınızı siz yönetin.
🔥 KESİNLİKLE TAVSİYE
Bu eser, eleştirmenlerimiz tarafından incelenmiş ve derecelendirilmiştir.